Gözlerin çılgın sevişmelere tanık bir otel odasıydı Gözlerin ateş savuran bir ejderhanın ufka açılan kızılkanatlarıydı Gözlerin ölüm saçan bir avuç idam mangasıydı üstümüze Gözlerin ruhumuza yıldız harfleriyle düşülen sonsuzluk yazgıydı, Kaderimizin Arnavut taşlarıyla süslü kaldırımlarıydı gözlerin…
Gözlerin, gözlerin… Gözlerin… Akşamüstleri su birikintilerine düşen sayısız siluetti gözlerin Çekili perdelerin arkalarında karanlık gövdelerin sahipsiz düşleriydi belki Gözlerin… Gözlerin yarım kalmış hayatların yaşadığı toplu semtlerdi Ayrılığı bir yerlerde bir başına yaşamak zorunda bırakılmış bir adamın asiliydi gözlerin Gözlerin uzaklarda kazılan toplu mezarlar, ölüm uykusuna yatan aç ve susuz çocuklardı Gözlerin bu hayata açılmış belki ki en son, belki en güzel, belki en dürüst yalandı
Gözlerin top sesiydi, mermi sesiydi, Gözlerin yoluma döşenmiş bir bombanın üstümde kalacak şarapnel parçalarıydı Kavga eden iki kişiden biriydi gözlerin, Gözlerin resimlerin çerçevelere sığmayan öteki tarafıydı İpleri bir birine ulayıp, uçurtmaları bulutlara değirebilmeye yarıştırmaktı gözlerin Gözlerin bu topraklara, yine bu topraklar için dökülen barış kanıydı Belki en cesur kırmızı, belki en temiz beyaz, belki en onurlu bir ölümdü gözlerin
Üstüme kilitli, yalnız onların girip çıktığı bir kapının kollarıydı gözlerin Vedalara dayanamayan ve iki âşıktan, o son buluşmaya hiç gelemeyecek olandı gözlerin Önce köpüren ve sonra kumdan kalelerimi yıkan o eylül akşamlarıydı Bir bebeğin tazecik kokusu, bir şarkının nakaratı, bana seni hatırlatan her şey… Telaşeli bir kalabalığın kurtulmak istercesine taşıdığı bir tabuttun yalnız seni acıtan parçalarıydı gözlerin Yağmurlu bir havaydı, suskundun, herkes gitti, başucumda öyle uzun uzun kaldın Ve isteseydi Tanrı, bana hayatını verecekti gözlerin…
Serkan ÖKÇE
gülvediken tarafından 01.12.2011 12:22:54 tarihinde eklendi ve 65 gösterildi.